Sanatın Anlamı/ Yasemin Şenyurt

10 Ağustos 2026 Pazartesi

ruhun düğümlenmesi


Güneşin yakan ve can sıkan bir tarafı vardı bugün. Bütün vücudum kaşınıyordu. Bir otel odasında yaralarıma merhem sürüyordum. Deniz hiç olmadığı kadar uzaktı. Denizde yüzmek bir tarafa yanına bile yaklaşamazdım. Denize uzanıp gökyüzüne dakikalarca gülümseme hayalim karaya çarpmıştı. Gökyüzü ve deniz benden çok uzakta hangi şarkıları söylüyorlardı?

Bir kez duymuştum o şarkıyı. Duyunca dayanamamış ve şarkıya eşlik etmiştim. Sesin ne kadar güzelmiş demişti bir balık. Bir başka balık “abartıyorsun” demişti ona. Ben ikisine birden gülümsemiştim. İçimden sessiz olmalarını dilemiştim ve bu dilek anında gerçek olmuştu. Başıma çok az gelen şeylerden biridir; dileğin anında olması...

Gökyüzü ve denizin şarkısına bir kez eşlik etmiş olmak yetmişti bana. Ölsem de gam yemem demiştim artık ama gam yedim daha sonra. Şu yaralarım olmasa bir koşu gidip deniz kenarına atlardım içine kulaç kulaç...  Kimse tutamazdı beni. Bu otel odasında duvarlar ne kadar boğuyor insanı. Duvarlar tutuyor her şeyi. Donuk bir gün. Güneşin can yakan tarafından tutun kaşınma hissine kadar her şey yeraltına çağırıyor...

Sahiden benim yeraltımda neler oluyor?

Karanlık değil ama aydınlık da değil... Loş bir mekan. Duvarında Munch’un ve benim yaptığım Çığlık resimleri...

Masanın bir ayağı topallıyor. Masanın üzerinde örtü yok, toz var.

Tozun üzerinde beni kışkırtan bembeyaz bir dosya kağıdı...

Kalemlerin ucu kırık ve kalemtıraş deniz kadar uzakta.

Yine de yazabilecek miyim?

Çatırtılar duyuyorum. Zemin mi gök mü başım mı? Nereden geldiğini bilmek için kımıldanıyorum ama hareket etmeme yetmiyor bu kımıldanış.

Munch’un Çığlık tablosundan bir kalem masanın üstüne düşüyor. Yağmur damlası gibi düşüyor. “Bu olanaksız.”

Olanaklı ve olanaksızın ruhumu düğümlediği çok olmuştur.

                                      Yasemin Şenyurt

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder