Sanatın Anlamı/ Yasemin Şenyurt

29 Ağustos 2026 Cumartesi

mis gibi özdisiplin

 



Özdisiplin nasıl gelişir?

 Yine yeniden Sinan Canan'dan dinlediğimi belirtmeliyim. 

Araştırmalar gösteriyor ki beynimizdeki ACC bölgesi bu özdisiplinle çok ilişkili. 

Sporcularda ve performans sanatları yapan kişilerde bu bölgenin daha çok çalıştığı anlaşılmış. 

Bu bölge bize "hadi, kalk çalışalım" diyor adeta. 

Onun böyle demesi için de biz bir şeyler yapmalıyız. 

Diyelim ki spor yapmak istiyoruz. 

Sabah erken kalkmak zor, yatak sıcak ve rahat ve yarın yaparım ne olacak diyorsak bu alışkanlığı hayata geçirmemizi kendi kendimize zorlaştırıyoruz. 

Diyelim ki ben bir sabah kalktım ve yürüyüşe çıktım, yarım saat yürüdüm ve bunu yirmi gün boyunca aksatmadan sürdürdüm. 

Bu durumda ben ACC bölgesini aktif hale getiriyorum ve o bana diyor ki: Bunu zorlandığın başka bir alanda da uygulayabilirsin. Böylece öz disiplin hayatın içine mis gibi yerleşiyor. 

Yasemin Şenyurt

28 Ağustos 2026 Cuma

duygusal dayanıklılık için alıştırma



Öğretmen Akademisi Vakfı (ÖRAV) eğitimlerini seviyorum. 

Bugün duygusal istikrar (dayanıklılık) hakkında Sinan Canan'ın bir videosunu izledim. Dayanıklılığı artırmak için bazı önerilerde bulundu. Benim için en ilgi çekici olanı : Ön beyin ile amigdala arasındaki bağlantıları güçlendiren bir alıştırma olarak bir konuda şikayet ettiğimiz bir cümle kurup hemen ardından ama ile başlayan olumlu bir cümle kurmak. 

Bunu deneyeceğim. 
Gelişim Odaklı Zihniyetten yani öğrenme tutkusundan da bahsetti Sinan Canan. 
Bu konuda kendime yüz üzerinden yüz verebilirim. 
Şikayet et ve ardından ama ile başlayan cümle kur alıştırmasını sık sık yapmaya karar verdim. Ama dediğin anda amigdalanın coşkulu hali sönmeye ve ön beyin çalışmaya başlıyormuş.

Yasemin Şenyurt

21 Ağustos 2026 Cuma

yapbozun parçaları


Eylül ayında büyük bir yapbozun ilk parçasını yerine koydum. Bu iş planlama ve zamanlama işiydi. Mükemmellikten vazgeçip kusurlarımı, hatalarımı görüyordum. Bu görüş yeni pencereler açıyordu.

Kendine söylediklerin önemlidir derler. Kendime bu yapboz bitmese de olabilir iznini verdikten sonra her şey gözüme farklı görünmeye başladı.

Okuduğum kitaptaki bir bölüm sayesinde yapbozun ikinci parçasını da yerleştirdim. Düzenli bir şekilde notlar alıyordum. Düzenli bir şekilde kendi düşüncemin ne olduğunu soruyordum.

Yanlış yapmanın mükemmel olmaktan kat kat iyi olduğunu anlamıştım. Yazıyor ve siliyordum, yazıyor ve düzenliyordum. Silgi tozlarından halı olurdu; temizlik yapmıyor olsaydım....

Yeni bir bağlantıyı sezer gibi olduğumda başka her şeyi bırakıp onun izini sürüyordum.

Bilgilerin birikmesi, sınıflandırılması derken etrafımdaki defterler, kitaplar çoğalmıştı. Bütünü ve bütünün içindeki parçaların kendi aralarındaki ilişkiyi ve onların bütünle olan ilişkilerini görmekti mesele...

Arada nefes almak için trenle Eskişehir’e gidiyordum. Eskişehir’de bir kafede bu bütünü görme meselesindeki engellerimi yazıyordum. Yürüyordum, yürüyordum...

Üçüncü parçayı yerleştirmek üzereydim ama yapboz bin parçadan oluşuyordu. İlk on parça yerleşti mi yüz parçaya ulaşma konusunda daha gayretli olabilirdim. Vazgeçmenin eşiğinde duruyordum...

Kimse gelip yapboza bir parça yerleştiremezdi. Bu işe gönlünü, aklını verip devam et dedim. Yapı ve yapılandırma sözcükleri sözlükteki anlamlarından daha zengin anlamlar içermeye başlamıştı.

Bir sabah yapbozu dağıtmak üzereydim ki üçüncü ve dördüncü parçalar yerini buldu.

Yasemin Şenyurt


16 Ağustos 2026 Pazar

tren yolculuğu

 


Trende yolculuk 

Tekli koltuk

Cam kenarı

Kalbimde ağrı

Kitabım yarım kalmış 

Ankara yorgun

Uyuyamamış 


Trende yolculuk

Tekli koltuk

İstanbula gidiyoruz

Marmara Denizi uykulu

Güneş açmamış kollarını 

Uzanmamış ona 

Masmavi yine de 


Trendeyim

Gurur sistemi ve 

İçsel çatışmalar içinden 

Uyanıp 

Gerçek benliğime doğru

Gitmekteyim

Sevme kapasitem iyileşiyor 


Trendeyim

Çıtır çıtır simit

Demli çay

Uzak bir masada 

Düşünceli iki kişi 

Sihir değil aradığım artık 

Görmekteyim 


İstasyonda

Bir dakika durulacak

Bu anonsu duyuyorum

Tıngır mıngır ilerliyoruz 

Sihir değil bulduğum

Sorumluluğumu alıyorum 


Ne görkemli başarılar peşindeyim

Ne de her şeyin çözümü sevgi 

Vazgeçmiyorum da 

Özgürlük maskesi altında 

Görüyorum olanları

Suç başkalarında değil

Başkaları cennet de değil 


İçime bakıyorum

Bu cesaretse cesaret

Sorumluluksa sorumluluk 

Gidiyorum 

Yasemin Şenyurt 








12 Ağustos 2026 Çarşamba

sözlük

 


böyle bir ağaç mı varmış?

 


Şiir Antolojisine bakıyorum. Günün şiiri ne olmalı? Kavafis’in bir şiiri mi? Şiir Antolojisinin aralarında ufak beyaz kağıtlar var. Ne işe mi yarar? Sevdiğim dizeleri not alırım o kağıtlara. Sevdiğim cümleleri not almak alışkanlığım da var.

Şiirden şiire ilerlerim denizde. Bazen dengemi kaybedip denize düşerim. Düşmek nasıldır? Acıtır insanın dizini, elini, kolunu... Başını çarpmak fenadır. Karada düşmektense denizde düşmek isterim. Denizin dalgaları hırçındır derler, inanmam. Karadan daha şefkatli gelir deniz.

Şiir Antolojisine bakıyorum. Günün şiiri ne olmalı? İdare edip giderken bir şiir okuyan günümüz insanı nasıl hisseder? Hangi şiiri nasıl bir halde okuduğu belirler hislerini. Denize düşmüş gibi hissedebilir. Kuşlarla hemhal olup çocuklar gibi sevinebilir. Şiiri okuduğu anda biri bağırırsa yerinden zıplayabilir. Şiiri okuduğu anda yağmur yağıyorsa dışarı çıkmak isteyebilir. Hele ilkbaharsa mevsim...

Herkes kendi şiirini bulsun isterim. Bir şiir yetmesin bir ömre... Herkes şiirler okusun. Bir şiirden denize atlasın. Başka bir şiirden denize dalsın. Denize düşüp başını da çarpabilir, korkmasın. Ayağa kalksın, dengeyi sağlasın, yürüsün.

Bugün ben size şiir seçemiyorum sevgili okurlar. Çok sıcak bir Ağustos sabahında yaralanmaktan, düşmekten, dengesizlikten bahsedip canınızı sıkıyorum. Belki de yapabileceğim en iyi şey bu. Can sıkıntısıyla dolup dolup taşmak...

Belki de kendime Can Yücel şiiri okumalıyım ve sonra size yeniden yazmalıyım. Yeniden yazmalı mıyım? Emin değilim.

Bazen kendi  şiirinizi bulamayacaksınız ama yine de aramaktan vazgeçmeyeceksiniz. Belki de dünyadan gelip geçmiş tüm şairlerin en az bir şiirini okumuş olacaksınız. Belki de bir şiir yazacaksınız ve siz şiirin ismini düşünürken hayat verecek onun ismini.

Can sıkıntısıyla dolup taşmak ve canınızı sıkmak  yerine ben de şiir okuyacağım. Böyle bir ağaç mı varmış diyeceğim. O ağacın gövdesine sarılacağım. Şiirden gelmiş olacağım, şiire gidiyor olacağım. Hayret etmekten ve hayranlıktan yana olacağım doğada. Sorular soracağım ve o soruların içinden şiirler geçecek.

Yasemin Şenyurt

11 Ağustos 2026 Salı

insanın müziği var

Erol Evgin’in Sitem şarkısı başkadır. Şarkılar bazen dünyanın bütün dillerinden daha kuralsız ve bütün dillerden daha etkili olabiliyor. Bir şarkı tutturuyor insan mesela sabahın erken bir saatinde...Nereden aklına esmiş bilinmez, o şarkıyı söylüyor.

İnsanın aklına esen şarkılar güzel...

Bu sabah şarkılar esmedi aklımda. 

Bu akşam eser mi bilmem.

Şarkılardan biri var ki o en yakıcı, o en dokunan, o sevdayı anlatır başka türlü.

İnsanın içini dağınık ve sıcak bırakır.

Şarkılardan evi olur mu insanın? Olur, bal gibi olur.

Şarkılardan bahçe de olur. Şarkılardan okul da olur.

Şarkılar essin aklınızda. Sayılar, hesaplar, istatistikler, grafikler büroda kalsın. Kırgınlıklar, kızgınlıklar, sitem ve hayal kırıklıkları da geçsin. Şarkılar pansuman yapsın. Şarkılar gürül gürül içimize aksın.

Bundan böyle şarkı sözcüğünü hiç kullanmadan yazıyı bitirmeyi deneyeceğim.

İnsanın müziği var. Yaşamın nakaratları olduğu gibi...

Hep kazanmaktan yana olma yürek! Dağılmayı, yenilmeyi, hüsranı da kabul et.

Söylenmekten vazgeçip bizi söyleşilere götür yürek...

Nasıl yapacaksın bunu?

İçimize atarak dağ gibi dertlere kavuştuğumuz günleri geride bıraktık. 

Bugünlerde konuşuyoruz sık sık.

Söyle yürek, doğru değil mi söylediklerim? 

Anlat yürek, bir kenarda kalsın gurur vesaire...

Düşün yürek, bu dediğimi yeniden düşün.

İnsanın müziği sürecek.

                                   Yasemin Şenyurt

 

10 Ağustos 2026 Pazartesi

radyo gibi


Evde yemek pişiriyordum ki zil arka arkaya çaldı. Kapının deliğinden baktım. Melahat gelmiş. İçeri girdi, terliklerini giydi ve telaşlı telaşlı anlatmaya koyuldu. Mutfaktan salona, salondan oturma odasına mekik dokuyor ve anlatıyordu. Yemek kokusuna sözcükler karışıyor ama ben olup bitenleri anlamlandıramıyordum. Öyle mi olmuş dedim. “Sen beni dinlemiyor musun?” dedi. Buz gibi sitem...

Buz gibi sitem nasıl çözülür?

İki kupaya kahveleri doldurduk. Oturma odasının puf puf koltuklarına kurulduk. “En baştan anlat şunu” dedim. “Olmaz, kaçırdın” dedi ve kahkahalarla güldü.

Merak nasıl çözülür?

Peki anlatma cümlemi kurunca Melahat’in hevesi kursağında kaldı.

Kahvesinden bir yudum alıp “Merak etmiyor musun?” dedi.

Hayır dedim.

Radyoda doksanlardan bir şarkı çalıyordu.

-     Kapatayım mı radyoyu?

-     Ev senin... Misafir gibi davranma lütfen.

-     Neyse çalsın... Sen nasılsın?

-     Çalıyorum işte ben de radyo gibi...

-     Ne demek bu?

-     Dinleyen, anlayan ve hatta soran yok demek.

-     Sordum işte...

 

Sessizlik nasıl çözülür?

                                       

                                  Yasemin Şenyurt


ruhun düğümlenmesi


Güneşin yakan ve can sıkan bir tarafı vardı bugün. Bütün vücudum kaşınıyordu. Bir otel odasında yaralarıma merhem sürüyordum. Deniz hiç olmadığı kadar uzaktı. Denizde yüzmek bir tarafa yanına bile yaklaşamazdım. Denize uzanıp gökyüzüne dakikalarca gülümseme hayalim karaya çarpmıştı. Gökyüzü ve deniz benden çok uzakta hangi şarkıları söylüyorlardı?

Bir kez duymuştum o şarkıyı. Duyunca dayanamamış ve şarkıya eşlik etmiştim. Sesin ne kadar güzelmiş demişti bir balık. Bir başka balık “abartıyorsun” demişti ona. Ben ikisine birden gülümsemiştim. İçimden sessiz olmalarını dilemiştim ve bu dilek anında gerçek olmuştu. Başıma çok az gelen şeylerden biridir; dileğin anında olması...

Gökyüzü ve denizin şarkısına bir kez eşlik etmiş olmak yetmişti bana. Ölsem de gam yemem demiştim artık ama gam yedim daha sonra. Şu yaralarım olmasa bir koşu gidip deniz kenarına atlardım içine kulaç kulaç...  Kimse tutamazdı beni. Bu otel odasında duvarlar ne kadar boğuyor insanı. Duvarlar tutuyor her şeyi. Donuk bir gün. Güneşin can yakan tarafından tutun kaşınma hissine kadar her şey yeraltına çağırıyor...

Sahiden benim yeraltımda neler oluyor?

Karanlık değil ama aydınlık da değil... Loş bir mekan. Duvarında Munch’un ve benim yaptığım Çığlık resimleri...

Masanın bir ayağı topallıyor. Masanın üzerinde örtü yok, toz var.

Tozun üzerinde beni kışkırtan bembeyaz bir dosya kağıdı...

Kalemlerin ucu kırık ve kalemtıraş deniz kadar uzakta.

Yine de yazabilecek miyim?

Çatırtılar duyuyorum. Zemin mi gök mü başım mı? Nereden geldiğini bilmek için kımıldanıyorum ama hareket etmeme yetmiyor bu kımıldanış.

Munch’un Çığlık tablosundan bir kalem masanın üstüne düşüyor. Yağmur damlası gibi düşüyor. “Bu olanaksız.”

Olanaklı ve olanaksızın ruhumu düğümlediği çok olmuştur.

                                      Yasemin Şenyurt

7 Temmuz 2026 Salı

tünel

zaman tünelindeyim 

denize bakıyorum

bir dalgıcın gözünden

sabaha karşı ayrılıyorum oradan

az gittim uz gittim 

şimdi 

duygu tünelindeyim

yaşama bakıyorum
bir çocuğun kalbinden 

Yasemin Şenyurt

yazmak

 Açıldı pencereleri sessizliğin

Kuşlara ve şarkılara övgüler yazdım

Açıldı sayfaları hatıraların

Burgazada ve babam  

Sait Faik ve deniz

Mektuplar ve insan 

Bilincimi izledim bilinçli biçimde 

O an sıcak

O an doğrudan

O an bir gürültü koptu

Öldüm 


Masanın üstünde kollarım

Ellerimde kalem 

Bilincim yerinde 

Yazmaya devam ettim 


Yasemin Şenyurt 

Çorba

                                             Arzu Hoca'ya... 

Her şey ayrı

Herkes geçimsiz

Her yaş kriz 


Sıcacık çorba

Komşudan gelmiş

Uzak geçmiş 


Hey yıllar 

Yenilgiler ve kırgınlıklar 

İçimdedir 


Bazen bütün yapman gereken 

Bir tas çorbadır

Bir komşu için


Değişir o an 

Her şey 

Yakın gelecek


Yasemin Şenyurt 

ağaç

sisin içinde

legolarım

dünyanın bütün denizlerinde

şiirlerim

ormanın içinde 

sarılmışım bir ağaca 

görünce bunu orman perileri

başlatmışlar müziği 

Yasemin Şenyurt 


6 Temmuz 2026 Pazartesi

bulmaca

 Sarı ve bazen çok sarı

Alnımda 

Yanımda

İçten içe 


Küçük bir şey

Turuncu ve bazen bembeyaz 

Aklımda hızlı hızlı

Nasıl sorusuna dönüşen 

Israrcı 


Büyük bir şey 

Gri ve bazen kırmızı

Dünyada çok da anlaşılmayan

Var ve çok etkili 

Yeni mi yeni


Yasemin Şenyurt 

Bilge

 Yapraktan

Kar tanesine 

Dolu dolu dokunmuş 

Dolu dolu konuşmuş

Hep farkında olmuş 

Yüzündeki çizgiler tatlanmış

Saçındaki beyazlar yıldızlardanmış 

Yasemin Şenyurt


dil

Dilimde dönen  rüzgar gülüdür 

Şiir


Dilimde uzayan  yoldur

Deneme



Dilimde hatıradır

Masal



Dilimde kalan tattır

Mektup 


Alıp başımı giderken 

Dilimde kalandır türkü 


Yasemin Şenyurt

5 Temmuz 2026 Pazar

haritalar


Gömleğimde

Kalem izleri 

Zihnimde haritalar


Gümüşlük 

En sakin dalga

Zihnimde haritalar


Kan ter içinde uyanıp

Kabus diyebilmek 

Zihnimde haritalar 


Nereye giderim en uzak

Neresi en yakın

Önce kendimi anlamak 


Gümüşlük

En sağlam köprü

En sakin dalga 


Bir yemin ettim orada

Önce kendimi anlamak

Sonra duymak can kulağıyla başkasını 


Bileklerimde iki balık

Birbirlerine aşık

Zihnimde haritalar 


Yasemin Şenyurt 


saka

 

Uçup giden uzaklara


Tanıdım 


Saka o 


Ah 


Yumuşak bir bulutun içinde şimdi 


Oyuncu ve konuşkan 


O öğretmişti bana


Gecenin içindekileri 


Yasemin Şenyurt


öğrenci


 Bir öyküde düğüm gibi

Beklerim

İlk dersti sabır 

İkinci ders yaratıcılık

Teneffüs bahar 

Mezun olunmaz 

Zamanı değil 

güç

Deniz kokusu

Umudun 


Kiraz kokusu

Saçlarının 


Yasemin kokusu

Bilinmezin 


Dili ve derinliği 

Rüyaların


Şiirin gücü

Gücün kırılganlığı







Yasemin Şenyurt 




4 Temmuz 2026 Cumartesi

yaka

 

Yakamda bir parça mor bulut

Aklım fikrim gezmekte

Çantamda sarı bir defter


Yedigöllere yaprak olurum

Alanya kalesine balık

Islık da oldum Eskişehirde 



Yeşilköyde Attila İlhan dizeleri

Konar durur hayallerime

Yakamda bir parça turuncu


Anlatıyorum 

Tuhaf biçimlerde 

Ezbere gelmez şiirlerden bu



Yakamda bir kedi rozeti 

Avcumun içi gibi bildiğim hiçlik

Uyanınca bir nisan


Yasemin Şenyurt

melek


Kararın arifesinde

Can maviliğinde

Bir kedi yavrusu olmak 

Bugün böyle hissettim

Baş tacı böyle gökyüzü

Böyle sevmek 

Tanıdım seni melek 

Yasemin Şenyurt

04.07.2026 


20 Haziran 2026 Cumartesi

keşif yolculuğu

 

"Oysa mavi gök ve yeşil çayırlara ilişkin duyduğumuz her şeyi unutmayı bir denesek; sanki bir keşif yolculuğunda, başka bir gezegenden şimdi gelmiş ve dünyayı ilk kez görüyor gibi olsak, işte o zaman nesneler daha değişik ve şaşırtıcı renklerde görünebilirdi bize. Evet, ressamlar da bazen bir keşif yolculuğuna çıkmış sanırlar kendilerini. Onlar dünyaya yeniden bakmak; ten renginin pembe, elmaların sarı ya da kırmızı olması gibi kabul edilmiş kavram ve önyargılardan kurtulmak isterler. Bu basmakalıp düşüncelerden kurtulmak kolay değildir elbette; ama bu kalıplardan en çok kurtulan sanatçılar, çoğunlukla en ilginç yapıtları verirler." 


E. H. Gombrich

Sanatın Öyküsü 

kitap önerisi

 


15 Haziran 2026 Pazartesi