Sanatın Anlamı/ Yasemin Şenyurt

4 Ağustos 2019 Pazar

uke çalabilirim



uke çalabilirim
ben bazen  böyleyim
sınırsız

uke çalabilir
şarkılar yutabilirim
böyleyim bazen sebepsiz

ukulele 
zıplayan pire demek
ben bazen meraklı

mırıldandı cadde
haykırdı tanrı
kapattım kulaklarımı

çalabilirim uke

serüvendir benim günüm

korkusuz ve aşık

 


yasemin şenyurt

24 Temmuz 2019 Çarşamba

Lacivert Kale





ya ben kendimi yeniliyorsam
mavi bir aynada

ya ben kendimi koyulaştırıyorsam
lacivert kalede

ya ben derinleştiriyorsam kendimi
şiirle

ya da ben 
homo semioticus


yasemin şenyurt
25.07.2019

17 Temmuz 2019 Çarşamba

kurgu olmasa



kurgu olmasa
hep dikey düşerdi dikey çubuklar

kurgu olmasa
mutluluk bir gofret markası 

kurgu olmasa
an asılsız bir harita

kurgu olmasa
kutup yıldızı imkansız

gittikçe güçlenmezdim
kurgu olmasa

şimdi bir kirpiye dönüşüyorum
saat yedi suları

kurgu olmasa
pembe kalırdım

kirpiye dönüşüyorum
kurgulamak için 
kurgulamak nedenleri anlamaktır
ucunu açmaktır silginin

kurgulamak
dikiş atmaktır 

kurgulamak
gerektiği zaman gerektiği yerde olmamanın büyüsüdür

çığlıktır
her gece munch olmaktır

Yasemin Şenyurt

17.07.2019
Ankara

5 Haziran 2019 Çarşamba

göz kırpar hayat






Kuşların uçuşunda
Çiçeklerin esintisinde
Hep yaşam yorgunluğu mu var sanırsınız? 
Yağmurun usandığı 
Güneşin çekimser kaldığı anlar vardır mutlaka
Yine de göz kırpar hayat size
Elini uzat der gibi 
Sizi bekler

Yorgunuz mutlaka
Yine de göz kırparız hayata
Dilimizden şarkılar eksilmeden
Kalp kalbe karşıdır 
Çalar telefonumuz
Kitap kokusundan dönünce başımız
Deniz göz kırpar
Sizi bekler

Yasemin Şenyurt

3 Haziran 2019 Pazartesi

Teşekkürler Nazım Hikmet









Babamın bana ilk hediye ettiği kitap Nazım Hikmet'in şiir kitabıdır. Yıllar yıllar sonradır Tahir ile Zühre'yi okuyuşum. Güzel günlere inanmak ondan sonradır. "O şimdi ne yapıyor" diye düşünmek ondan sonradır. Bir çocuğun avcunun içindeki kediye bakışını anlatmış mıdır Nazım bilmem ama bence bütün sevdalar ondan sonradır. İnsanın kendisini, doğayı, hayatı sevmesi ve sevdanın, özgürlüğün Türkçesi Nazım şiirindedir. "Ne güzel şey düşünmek seni" yazmalı bence bütün teknelerde. " Ben artık şarkı söylemek istiyorum" diyebilmeli yediden yetmişe herkes. Başını alıp gitmeli insan Nazım Hikmet'in şiirleri ile. Bir an olsun şaşırmalı bütün günlere, gecelere ve bir ömür teşekkür etmeli  Nazım'ın şiirlerini "yüreğinden verdiğine"...

Ondan sonradır Angina Pektoris'i okuyuşum. Önce ve sonra önemini yitirir bir an. Hasret çekersiniz, özlem duyarsınız, gözleriniz dolar, şiir yazarsınız ama bilirsiniz ki şiir sizin yazdıklarınız değildir. Bilirsiniz ki yaşamı sevmeniz, özgürlüğe tutkunuz ne kadar yoğun olursa olsun onu ifade etmeniz Nazım Hikmet'in şiirleri olmadan mümkün değildir. Mümkündür belki ama kim "ben bir ceviz ağacıyım" diyebilir ve devam edebilir: "Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında"  

Bir an kalbiniz deli gibi çarpar ya... En iyi siz anlatabilirsiniz değil mi bunu? Ben öyle düşünmüyorum en azından kendim için. Nazım Hikmet yazmış bu anda yaşamış gibi diyorum. Bir an çok sevdiğiniz bir insanın kahkahasını duymak çok sevindirir ya insanı... Yazmak istemezsiniz bunu ama Nazım Hikmet yazmıştır. Bir an  sizin içinizde duran bir şey değildir de acı siz onun içinde olduğunuzu duyarsınız. Kendi kendinize "bundan kötüsü olamaz" dersiniz ve Nazım'ın şiirlerinden birini okursunuz. O size "herhal ilerdedir yaşanacak günlerin en güzeli" der ve o an umut vardır. O kadar güçlü duyarsınız ki umudu... Teselli etmez Nazım Hikmet. Umut cereyan eder içinizde. Anlıyorum şimdi dersiniz.  

Bir ömür teşekkür edersiniz Nazım'a. Bazen içinizdeki hayret o denli büyür ki diliniz damağınız kurur, başınız göğe eğer ve dersiniz ki ben bu duyguyu tanıyorum. Ondan sonra mı yoksa ondan önce mi okursunuz Nazım şiirini? Siz karar verin. Zor bir karar. Nazım'ın şiirlerini okuduktan sonra şiir yazmamak da zor. Yazmak daha zor...

Belki de "en güzel şiir henüz yazılmadı"...

Yasemin Şenyurt
Ankara
3 Haziran 2019    

1 Haziran 2019 Cumartesi

Deliye Her Gün Bayram Değil !




Deliye her gün bayram derler, ben inanmam. Ölüsü olan bir gün delisi olan her gün ağlar derler, ben inanmam. Delilikle ilgili söylenmiş ve akıllara yer etmiş çoğu cümle ne yazık ki  ruh sağlığı sorunu yaşayan kişilerin sorunlarını katlamakta ve hatta sorun yaşarken doktora gitmekten, tedavi görmekten köşe bucak kaçmalarına yol açmaktadır. Çoğu kişi bilir ki şizofreni tedavisinde gecikme ve epizodların ya da alevlenme dönemlerinin çoğalması tedavinin seyrini olumsuz etkilemektedir. Bilen kişilerin daha çok bilmesini ve bilmeyenlere anlatmasını yürekten isterim ki şizofrenide iyileşme mümkündür ve şizofreni tedavisi gören kişiler desteklendikleri ve kendilerini damgalamadıkları, damgalanmadıkları sürece çalışır, üretir ve sorunlarla karşılaştıklarında da pes etmeden her sorunda öğrenilebilecek, keşfedilebilecek taraflar olduğunu bilirler. Sorunun adı ister şizofreni ister başka bir şey olsun mesele o soruna bakış açımızdır. Gerçek dediğimiz şey dönem dönem hepimiz için zor ve hepimiz bazen gerçekle yaralanıyoruz. Gerçek dediğimiz şey dönem dönem hepimize kabus yaşatabiliyor. Bazen de gerçek dediğimiz şey bir hayalden daha güzel olabiliyor, insana iyi ki yaşıyorum dedirtiyor. Gerçekle yaralanmamış bir yetişkin var mıdır bu hayatta? El kaldırsın lütfen. Madem gerçek hem yaralıyor hem de sevindirebiliyor o zaman onu bir süreliğine rafa kaldıran ya da erteleyen, saklayan akıllarımıza neden haksızlık ediyoruz? Neden bir kişiyi anlamak için çabalamak yerine- zaman, emek, ilgi ister- kolay olanı seçiyor ve delidir ne yapsa yeridir diyoruz? Tehlikelidir diyoruz bilip bilmeden ve neden görmüyoruz ki kendi kendine konuşan kişinin anlam dünyasını? Kapılmışız günlük hayatın koşturmacasına, her şeyi de bilemeyiz, anlayamayız ki düşüncesiyle yüzeyde kalalım biraz dediğimizde boş vermiş oluyoruz. Boş verme tutumu insanın ağzına geleni söylemesine neden oluyor ve hayatımızda ne kadar incelik varsa alıp götürüyor... Kavramların içeriği boşalıyor diyoruz ama bilmiyoruz ki kavramlar çok sık kullanılmaktan değil de şiirsiz, oyunsuz kaldıklarında boşalır. Biz oyun oynamayı unuttuk; bilgisayar oyunlarını oyundan saymıyorum. Biz birbirimizin şiirini tamamlamayı, mektup yazmayı unuttuk. Unuttuk ve boş verdik. Boş verdik ve dışladık. Dışladık ve öldürdük. 

Yaşam benim için yeniden başladı şizofreni tedavisi ile. Yaşamım Mavi At ile anlamlandı. İncelikler düşünen, şiir tamamlayan, mektup yazanlar, fotoğraf çekerken mutlu olanlar buluştuk Mavi At'da. Çay da kahve de bahane oldu. Birlikte diyerek Mavi At'ın 10. yaşını kutluyoruz Haziran'da. Yakınlarımızı kaybettik, psikoloji öğrencisi arkadaşlarımızın düğününe gittik, Zehra'nın bebeği geldi kafeye. Birlikte nice yıllara diyeceğiz. Gerçekten gerçekle yaralanmış ve sizi yaralayanın gerçek olduğunu anlamışsanız kafeye, derneğe, kongreye bekleriz. "Vaktiniz varsa durup ince şeyleri anlamaya" bekleriz bir gün. 

Müzik dinletisi vardır belki o gün kafede. Belki de çok sessizdir. Elektrikler kesilmiştir belki ve esin perisi gelmiştir. Belki de on yaşlarında sarı saçlı, mavi gözlü güzelim  bir çocuk röportaj yapıyordur kafede çalışan ablasıyla. Belki de Haldun Hoca damgalamadan bahsediyordur belki de şizofreni ve yaratıcılık konuşuluyordur Psişizofreni etkinliğinde. Bir masada sessiz sessiz Volga bembeyaz bir tişörte masmavi bir at çiziyordur. Belki de iki arkadaş Almanca çalışıyordur. Siz adım atmış olursunuz, nefes almış olursunuz. Belki de sorunlardan öğrenilecekler olduğunu anlatmıştır Şeyda size. "Mavi bir huydur bende " dersiniz belki eve gelince. Kendi kendinize konuştuğunuzu duyan anneniz gülümser sıcacık. Belki de Mavi At'a daha çok gelmek ve kitap okumak istediğinizi anlatırken "ben de geleyim" der babanız.  O zaman hayat bayram olabilir yine de her gün bayram değildir. 

İyi bayramlar.
Yasemin Şenyurt


26 Nisan 2019 Cuma

Asırlardan İnsan Yıllardan Şiir

Asırlardan insan
Yıllardan şiir 
Anlardan aşk olsun 

Asırlardan anlam
Yıllardan şiir 
Anlardan deniz olsun

Desinler ki 
Yıllardan yine şiirdi 
Günlerden pastel 

Saat dört 
Yıllardan yine şiir 
Belki de bu yüzden kıyamet 

Saat beş 
Yıllardan umut
Asırlardan insan 

Kendime katlandım 
Yola çıktım 
Vardım canla başla 

Kendime zaman verdim
Sakinleştim 
Saatlerden gül şimdi 

Bir saat kaç asırdır 
Sor diyor ruhum 
Susuyorum 

Bir andır yaşam 
Yepyeni bir dildir 
Doğar ve gelişir 

Bir andır 
İçinde asırlar vardır 
İlkbahardı derler 

Saat kaçtı 
Saat kaçar 
Sabahı yakala der çocuklar 

Yasemin Şenyurt 
2019 Ankara 

21 Nisan 2019 Pazar

Deneyden Vazgeçmek







Evin içinde hanım hanımcık oturamadım hiç. Hep haylazlık peşindeydim. İğde ağaçları şahittir ki ağlardım en olur olmaz yerde. Boyama kitapları şahittir ki ne güneş turuncu olurdu ne ağaç yeşil… Matematik defterlerim şahittir ki üçgenin alanını hesaplamak da zordu dairenin çevresini de. O dönemde yazdığım günlükler yüzünden ömür boyu disiplin cezası almıştım da kimsenin haberi yoktu. Sınıfta bir gün fen bilgisi dersinde tükenmez kalemle oynamaya dalmıştım ki hoca bağırmaya başladı. Sınıfın içi avaz avaz küf koktu. Sınıfta bir gün köpeğimizin olmadığını söylemiştim ki dünyanın en güzel, en anlamlı cümlesini duydum: “Bizim evde bir saka var, sen konuşturursun” O dönem duyduğum bu cümle beni kendi gözümde önemli kılmıştı. Varsın İngilizce derslerinden bir şey anlamamış olayım. Türkçe öğretmenimin bu cümleleri sayesinde adımı sevmiştim: Yasemin.

Adım şahittir ki şiirler yazdım. Adım şahittir ki öykülerim aşktı. Adım şahittir ki yılbaşları yılbaşı oldu o tarihten sonra. Yeryüzünde bana söylenmiş bir sırdı: Genç Werher’in Acıları. İddia ederim ki kimse benim gibi okumamıştır o kitabı. İddia ederim ki kimse benim gibi beyaz mobilyalı odada beyaz radyoda siyahın altını çizmemiştir. Siyah olan en çok gece sanıyordu insanlar. Siyaha yüklenen olumsuzluklara rağmen ben siyahı sevmiştim. Siyahın sihirli çağrışımları vardı: Siyam, sihir, simit. Çağrışımları bu denli sevemezdim adım Yasemin olmasaydı. Siyahı bu denli sevemezdim Kayahan’ın şarkıları ile büyümeseydim.

Bir gün Yeşilköy’de bir kişinin peşine takılıp gitsem ne olurdu diye düşünmüş ve bu deneyi yıllar sonra şizofreni hastalığının etkisiyle gerçekleştirmiştim. İyi şeyler olmamıştı. İyi şeyler olmamıştı ama iyi şeyler olmasına neden olmuştu bu kayboluş. Deneyler fen bilgisi dersinde olmazmış sadece. Bir daha deney yapmadım yaşamımla ilgili. Yazarak denedim ve tutku oldu bu.

Yasemin Şenyurt
2019
Ankara



20 Nisan 2019 Cumartesi

Deniz Kabuğu Sokak





İnsan kendine kesme şeker uzatabiliyor. Kendine çay demleyebiliyor. Sıcacık ekmeğin köşesini kimseler görmeden ısırabiliyor. Yalnızken insan evini havaya uçurabiliyor düş gücü ile. Ekose gömleğin kendisine yakıştığını düşünebiliyor. Ayakkabılarını boyarken ıslık çalıyor. Keyifsiz olduğunda kat kat kahve giyiniyor. Üşüdüğünde pencereleri sonuna kadar açıyor. Üzerinde dolaşıyor uğur böceğinin düş gücü ile. Ben kimim diyecek gibi oluyor. Hep içinde sanki deniz kabuğunun…

Adresim deniz kabuğu sokak diyor soranlara. Kaçıncı katta oturuyorsunuz diyorlar anlayışsız bir şekilde. Mavinci katta cam göbeği dairesinde. Gülüp geçecekler ama geçemiyorlar. Üzülüp susacaklar ama susmuyorlar. Devam ediyorlar konuşmaya, cümlelerinde ne tarçın var ne turta ne de karanfil. Devam ediyorlar gürültüye.

Hep içinde deniz kabuğunun. Beyin sapına bir şey olduğu yok. Sadece konuşmasını kesen bir şiiri duyuyor. Şiiri o kadar güçlü duyuyor ki ben kimim diyecek insanlara. İnsanlar nüfus kağıdı fotokopisi isteyecek. Kalede mi oturuyorsun diye soracaklar. Tekrar edecek adresini. Oldukça gol yemiş olduğundan bilecek neden bu soruyu sorduklarını.

Hep içinde duyacak bayram sabahını. Güneşin odanın içindeki oyununu izleyecek. Kaçıncı kat diye sorduktan sonra kahkahayı basacak muhtar. O vazgeçmeyecek. Mavinci katta cam göbeği dairesinde. Kat kat soyunacak kahvesini. İliklerinde duyacak güneşin az az ısıtmasını. İlkbahar pencereleri kırdıracak ona, kırlara yuvarlanacak, yuvarlana yuvarlana o en sevdiği masala gelecek.

İnsan kendine gökyüzü çizebiliyor, bibloları canlandırabiliyor, sözcükleri dikebiliyor, evini boyuyor, havalara giriyor çıkıyor ama adresini yanlış söylemekte de sakınca görmüyor. O zaman neden güvenmeli insana? Masalları olduğu için mi? Masallarını mutlu bitirdiği için mi? Hayatı gıdıkladığı ve sevdiğini düşündüğü için olabilir mi?

Koca evi gırgırla temizlemeyi düşünmüyorsun değil mi dediler. Koca ev mi?
Deniz kabuğu sokakta bir ev ne kadar büyük olabilir ki?
Hem gırgırın nesi var!
Çok yorulursun bizden söylemesi dediler.
Bir şarkı söylediğimde evimin tertemiz olacağını onlara söylemedim. İnanmazlar, kahrolurlar, merak ederler, türlü türlü söylentiye yol açardı bu.
Hem gırgırın nesi var!
Zaman onların ilacı. Benim ilacım şarkılar.
Melekler şahidimdir ki camgöbeği dairesindeyim.









15 Nisan 2019 Pazartesi

MAVİ AT 10 YAŞINDA





Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nde 27 Haziran'dan 30 Haziran'a Şizofreni Dernekleri Federasyonu'nun gerçekleştireceği kongre ve çalıştay için çalışmalarımız devam ediyor. Konuya ilgi duyan, emek veren ve emek vermek isteyen herkesi bekliyoruz.


27- 28 Haziran 2019 tarihinde  Şizofreni Dernekleri Federasyonu tarafından gerçekleştirilecek Ruh Sağlığı Kooperatifleri çalıştayı için Trieste'den Dr. Basaglia'nın çalışma arkadaşları bizlerle birlikte olacak ve biz Mavi At Bir Adım İleri diyeceğiz. 29-30 Haziran 2019 tarihinde  Birlikte teması ile gerçekleştireceğimiz Uluslararası Toplum ve Şizofreni Kongresi'nin bilimsel programı merak uyandırıyor:


Uluslararası davetli  konuşmacıları merak ediyorsanız:


Çalıştayda ve kongrede bulunmak ufkumu açabilir, iyileşme hakkında farklı bakış açıları edinebilirim diye düşünüyor ve nasıl kayıt olabilirim diyorsanız bu sayfayı takip edebilrsiniz:


Benim de bu konuya dair sözüm var diyorsanız:


Merak ettiğim bir konu var diyorsanız lütfen bize yazın:

29 Mart 2019 Cuma

Yaşam Kadar Gerçek


Fotoğraf: Yasemin Şenyurt




Sen varsın 
Gökkuşağıdır 
Yaşam kadar gerçek
Sen varsın
Denizdir bu
Özgürlük kadar iyi

Kızılay'da durdum
İnsanlar bana çarpıyordu
Arabaların sesleri de
Bir yere gitmek istiyordum sanki
Giderken bir kitap okumak
Okurken altını çizmek sevdiğim anların

Kızılay'dan Kolej'e yürüdüm
Pastanelere baktım
Kırtasiyelere girip çıktım
Nüfus kağıdı fotokopisi çektirdim
Belki on defa ismime baktım
Kalemler aldım renkli renkli
Kokladım

Simidin yuvarlaklığına şaştım
Düştü susamlar tek tek
Sonunda simit de düştü
Yuvarlaklığı çizdim havaya
Güneş içine daldı yunus misali
Gördüm 

Kolej'de hastaneye girdim
Sıra aldım
Sıramı verdim
Bir kaç kez
Doktorun yanına gittim
İyi misiniz dedi
Duydum

İyiyim 
Sabah sabah şarkı söyleyecek kadar

17 Mart 2019 Pazar

pazar akşamüstü

Kahve kokulu bir bahane buldum
Çikolata mı gördüm
Üstelik sütlü
Öldüm de dirildim  Pazar akşamüstü

Pazar günü ne bahar ne kış
Ne şiir ne şarkı
Teselli edemezken
Kahve kokusundan çıkardım yaşamın altındaki baklayı

Anlaşılmazdım üstelik
Ağlamazdım gülmezdim
Hissizlik halinden bir anı ile çıktım
Sahiden cambazdım
İp de nedir ki
Ben yeryüzünde yüzdüm
Bata çıka

Uyum psikolojisi sınavında
Boş bir kağıttım
Yüz aldım
Sıfır almak için yetersizdim


Bazen tramvayda karşılaşıyorduk
Bazen de denizaltında
Hep karşılaşıyorduk
Biraz yardım eder misin 
Şu an bu rüya diyordum
Sen de gerçek olsun diyordun
Olurdu olmazdı derken
Uçuyordu balonlar
Ellerimizden kayarak 
İçimizdeki sıkıntıyı kaynatıp içecekti ki
Şiirin başı geldi aklımıza
Kahve var
Kokusu
Kahve kokusundan bahane

Şiir dedi
Göz göze gelmektir
Gelemezsen
Hem felaket
Hem felsefe

Cambaz mıyım ne
Öğrensem yeni bir dil
Baklayı çıkarır mıydım yaşamın altındaki
Bu soru cepte
Yoksul değilim hiç de
İnsanın cepte sorusu olur da
Yerli ve iki kelime olan filmi bilmez mi 

Şiir dedi
Tutulmak değil de nedir
En sevdiğin dilde

Can sıkıntısının en can yakan yerinde
Bir anıdır ki andır aslında
Zamanı telaffuz eden her şey yanılıyor
Mekanı betimleme çabası çuvallıyor

Tutulmamışsan 
Anlayamazsın




Yasemin Şenyurt