1 Aralık 2015 Salı
Yüreklendirici Notlar 1-7
Yüreklendirici Not-1: Yürüdüğün yolda engeller yoksa o yol seni bir yere ulaştırmaz demiş George Bernard Shaw. Demek ki bazı engeller bize yol gösterir ve bazı engeller de bizi güçlendirir ve dönüştürür. Önemli olan o engele nasıl bir anlam verdiğimiz...Aslında her sıkıntılı süreç ve çözülmeyecek gibi gözüken her sorun insanın onu yorumlaması sayesinde farklı bir anlam kazanabilir.
Yüreklendirici Not-2: Eğer kendini tanımak için çabalıyorsan ve içinde neler olup bittiğini anlama amacı ile kitapları rehber edinmişsen ve bununla da yetinmeyip kendini ifade etmek için yazı yazıyor ya da fotoğraf çekiyorsan hayatı dolu dolu yaşamaya başlamış olabilirsin.
Yüreklendirici Not-3: Bir başka insanı yüreklendirmekle kendine unutulmaz bir deneyim yaşatabilirsin. Bir başka insanı mutlu etmek ya da bir canlıya içten bağlılık duymak insanın kendine verebileceği nadir hediyelerden biridir.
Yüreklendirici Not-4: Şu gökyüzü/Şu gökyüzü/ Şu gökyüzü
Yıldızlara bakarken de güneş çarptığında da sevdiğim şu gökyüzü ne iyi ettin de kuş seslerini topladın bağrında...
Yüreklendirici Not-5: İstemek mi önce gelir eylemek mi diye sorarsan önce eylem geliyormuş, öğrendim. Demek ki yazmak, okumak, çalışmak için isteğin gelip seni bulmasını beklemek yerine eyleme geçebilirsin. Belki de o üşendiğin, ertelediğin eylemde nice anlam ve amaç saklıdır.
Yüreklendirici Not-6: İyi günlerin arkasından kötü günler gelse de ve kötü günlerin geçip iyi günlerin geleceği bilinse de insan içinde bulunduğu anda sanki o an sonsuza kadar sürecekmiş gibi davranır. Ne zaman geçeceğimizi, bitivereceğimizi aklımıza getirirsek o zaman ilişkilerimizden başlayarak yaşamımızın her yerine bir canlılık gelir.
Yüreklendirici Not-7: Zamanın aşındıran etkisini ruhunda hissettiğinde sevdiğin bir kitabı aç ve içinden bir cümle oku. O cümleyle ilk karşılaşmandan daha farklı olan bu karşılaşmanın farklı olmasını sağlayan şey zamandır. Çünkü zaman sadece aşındırmaz.
Yorgun
Düşlerim yoruldu
Haydi bir düşe doğru gidelim dedi dostlar
Yorgunum dedim
Çok anlamaktan
Çok susmaktan
Boyam bitti
Islığım kırıldı
Sizi kıramazdım hiç ama yorgunum dedim onlara
Haydi dediler
Ellerinde bir çiçek
Kökleri anılarda gördüm
Yorgun ve biraz da umutsuzum
Devam edemedim cümleye
Şiirin omzunda uyumuşum
Bir çizgi filmden kaçmışım da
Yorulmuşum
Dizlerimde derman yok dedim
Duymadılar ki beni
Telaşlı, neşeli ve belki çok umutlular
Belli ki duymadılar
Haydi kalk ayağa dediler
Şimdi tam zamanıydı dedim içimden
Duydular
Ne halin varsa gör demelerini beklerdim
Tam zamanı dediler
Ve bir çocuk bağırdı
Şimdi şimdi şimdi
Haydi
O çocuğa baktım
Gözlerimde derman kalmamıştı
Yorgunum diyemedim ki
Ayaklandım
Yasemin Şenyurt
12 Kasım 2015 Perşembe
Dantel Gemi
En başından beri biliyordum
Deniz bir garip türküdür
En başından beri seziyordum
Aklımın bir gün başımda olamayacağını
En başından beri hissettim
Şiirin beni saracağını
Güneş gibi tenimde duya duya
En başından beri huzursuzdum
En başından beri uykusuz
Kırıntıları takip ederek
Ulaştım güvercinlere
Sarıldığım bütün oyuncakları buldum
Yediğim bütün çikolataların paketlerini
Sönmüş balonları
Kaybolmuş kalemlerimi
Özlemekten kaçtı bir güvercin
Kaçabildiğini düşündü
Çocukluğum
Büyüdüğünü
Yetiştiğini düşündü bütün yetişkinlere
Yanıldı
Yaklaştı
En başından beri bildi
Kaçamayacağını
Yaklaştı
En başından beri biliyordu
Mentollü bir sigara gibi yandığını
En başından beri
Bütün ayrıntıları sevdi
Konuşmayı
Ters ve düz
Doğru ve yanlış
Konuşmayı sevdi
Dantel denizi vardı
Dantel gemileri
En başından beri bildi
Sadece onun dantel gemisi vardı
Rahatla ve uyu şimdi
En başı buydu çünkü
Yetişme yarın yetişilecek işlere
Dantel bir sabahı yaşa
Sadece gözlerinle değil
Boynunla takip et
Bir uğur işareti buluncaya dek
Takip et
En başından beri biliyorsun
Dantel gemin var
Yasemin Şenyurt
6 Kasım 2015 Cuma
İşitilen
Mavi kulaklarım
İşitir hep masmavi masanın tıkırtısını
İşte yine o ağacın dalları buruk
Oyun oynuyor kendi başına çocuk
İşitir dokunuşlarını annesinin
Seslenir ağacın köklerine
Vazgeçmek ona göre değil
Hiç değil
Sakin ve kararlı yürür
Sırtında kitaplar taşır
İçi dışı bir
Mavi kulaklarım
İşitir yazarın kırılan sesini
En sonunda
Öyle güçlü üfler ki balona
Uçmasa olmayacak
Vazgeçmek bana göre de değil
İşitiyorum ki
Yağmur
İşitiyorum ki bir elma küsmüş
Şimdi tutalım birbirimizin elini
En sevdiğimiz gerçekleri anlatalım bir bir
Küselim sonra
İşitelim yağmuru
Elbette barışırız
Görünüyor işte o masa
İşitiliyor üstelik tıkır tıkır
Mühim şimdi saatin kaç olduğu
Yılları unutsak da olur
Mühim şimdi gökyüzü
Ümitsizlik yok
Yorgunluk hiç
Mühim şimdi uyanmak
Yasemin Şenyurt
5 Kasım 2015 Perşembe
Tarihten Günümüze Şizofreni Serüveni Sergisi CerModern'de
Şizofreni hastalığından korkuyor ve eğer şizofreni hastalarına nasıl davranacağınız konusunda aklınız karışıyorsa büyük olasılıkla bu hastalık hakkında bilginiz yok. Bu hastalık hakkında bilgi edinebileceğiniz bir serginin Ankara'da CerModern'de 5-15 Kasım tarihleri arasında gerçekleştiğini haber vermek istedik. Şizofreni Dernekleri Federasyonu ve Abdi İbrahim Otsuka işbirliği ile gerçekleştirilen bu sergide emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
Siz de bu sergiye gelerek şizofreni hastalığının tarih içinde nasıl bir seyir izlediğini anlayabilir ve bu sergiden edindiğiniz izlenimleri bir arkadaşınızla paylaşabilir ve aslında şizofreni hastalığı hakkında düşündüklerinizin doğruluğun/yanlışlığını sınayabilirsiniz.
Şizofreni hastası olmak aslında utanılacak, korkulacak veya gizlenecek bir durum değildir.Şizofreni hastalığı hakkında sergide göreceğiniz doğrular ve yanlışlar panosu ve aynalar aslında sizin hem kendinize hem de şizofreni hastalarına yeniden ve farklı bir gözle bakma olanağı sunmaktadır.
Bir şizofreni hastasının hayatının değişimi belki de sizin bu sergiye gelmenize bağlı ve belki de sizin hayatınızın değişimi de bu sergideki aynalar sayesinde olacak. Korkmak ya da görmezden gelmek yerine yüreklendirmek ve anlamak daha değerli ve anlamlı bir çabadır.
Yasemin Şenyurt
| Şizofreni Dernekleri Federasyonu Başkanı Sayın Doç.Dr. Haldun Soygür ile birlikte Görmezden Gelmeyelim sergisinde |
1 Kasım 2015 Pazar
Söz Veriyorum Picasso
Picasso biliyordu
Benim düşlerimi
Picasso anlıyordu
Anlıyor
Neden döndüğümü
Neden öldüğümü
Güneşe el sallarken
Picasso
Bir çiçek uzatıyor
İki eli kanda da olsa
Bir türlü okuyamadıklarım var
Picasso gülümsüyor
Anlayışlı olduğunu biliyorum
Çok seviyorum be şu dünyayı
İşte bu yüzden sevgili Picasso
Bütün mesele bu
Söylemiş miydim
Canım Picasso
Sahiden bana anlatabilirsin
Bana sorabilirsin
Bilmiyorsam dürüst olurum söz veriyorum
Söz veriyorum Picasso
Bir sihirbaz da olsam
Aşk aşk olarak kalır bende
Ondan ayrılık yapamam
Yasemin Şenyurt
Van Gogh ile Konuşamama
Van Gogh resim yapıyordu
Gece kulaklarına eğilmişti
Van Gogh'un
Ah
Bu benim tuhaflığım
Şiirim demek isterdim
Gözlerim sürekli uzak
Ellerimin içi kırık deniz kabukları
Bilmiyorum diyemez oldum
Van Gogh da demezdi benim yerimde olsa
Hüzünlü ve sarı yıldızlar
İçimde kalemler ve bir çılgın saat
Unutmazdım ben olsam
Unutmamıştır Van Gogh da
Ölmüş müdür peki
Ben olsam maviye boyardım gökyüzünü
Daha yakından bakardım
Gece
Biraz o iskemlede uyuklar
Fırçalardım düşümdeki akıllıları
Ben Van Gogh değilim
Gülüp geçerdim bana
Trafikte
Şaşırır kalırdım
Gökyüzünden düşse mavi
Ağaçtan çıldırsa yeşil
Kaç kez sararır bir insanın gözleri
Ölüm mü bu dedi
Yaşam mı yoksa
İnatçı bir filozof sordu bu soruyu
Bilmiyorum diyecektim
Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu
Van Gogh anlardı yaşasaydı
Gülüp geçmezdi bana
Maviye boyardı en olur olmaz şeyleri
Gökyüzü dahil
Yasemin Şenyurt
13 Ekim 2015 Salı
Zaten Böyle Yaşamanın Anlamı Yok
Özgürlüğün karşısında baskı olmasının ya da yaşamın karşısında ölüm olmasının en önemli sonucu insanların özgürlük için direndikleri noktada baskı görecek olmalarıyla korkutulmaları ve yaşamdan yana oldukları takdirde ölümle korkutulmaları olmuştur ve günümüzde de bu tehdit sürmektedir.
Korkunun ortadan kalkması ve ölümün ya da baskının artık korkutucu olmaması iktidarı rahatsız edecektir. Çünkü insanlar korku nedeniyle istemedikleri işleri yapar ya da düşünmediklerini söyleyebilirler. İnsanlardaki korkunun ortadan kalkmasıyla özgürlüğe ve anlamlı bir yaşama ve bireyin gerçek anlamda sağlıklı ve üretken olmasına ve yaşadığımız dünyanın iyileşmesine erişilebilecektir. Dolayısıyla ölümün ve çeşitli baskıların yıldıramadığı, korkutamadığı insan için özgürlük mümkündür. Aksi takdirde yaşamımızdaki korku unsurları bizim nasıl yaşayacağımızı belirlemeye devam ederler. J. Butler şöyle demektedir: Tahakküm stratejisinin amacı ölüm kalım mücadelesinin yerini almaktı. Ama önceki versiyonda ölüm ötekinin şiddeti ile meydana gelmekteydi; tahakküm, yaşamın bağlamı içinde ötekini ölüme zorlamanın bir yoluydu.
Yasemin Şenyurt
An Kara
güvercin
güvercin
barış demektir
gözlerinde yaş
biriktirir aklın
güvercince
konuşalım
bu yara sarılmaz
ah
bir türküdür
ah
ölümce konuşanlara inat
ölümle korkutanlara inat
güvercince yaşayalım
gözlerimiz söylesin türküyü
bu yara sarılmaz
ağaçtan korkan
ağaca düşman olanla
arkadaş olunmaz
ben ismimi unutsam da bir gün
güvercince anlatırım kim olduğumu
ben yılları unutsam da bir gün
geleceğe inanırım
An kara
Kara an
Ben kendimi garın önünde bulurum
Korkarım
Yaralanırım
Ölürüm
Sarılırım gökyüzüne
Öfkem kalır
Umudum yaralanır
Bir cümle kursam
İçim parçalanır
Yasemin Şenyurt
7 Ekim 2015 Çarşamba
Yaşam Diyorduk Adına
Prof. Dr. Sabri Büyükdüvenci'nin öğrencisi olarak bu şiiri kendisine yazdım. Sabri Hocam sizi iyi ki tanıdım ve öğrenciniz oldum...
Verdiğimiz mücadelenin
Yorgun da düşsek
Kırılsa da cesaretimiz
Yaşam diyorduk adına
İnatçı bazen
Bazen fedakar
Çiçekleri ve kitapları seviyorduk en çok
Hayvanları ve gökkuşağını
Gökdelenleri sevemedik
Kardelenler varken
Yaşam diyorduk adına
Bir çocuğun yanına eğilmenin
Bir ustayı saygıyla izlemenin
Yaşam diyorduk adına
Özgürlüğü savunmanın
Özgürlüğü anlamanın
Yaşam diyorduk
Sözcüklerin boğazımızda düğüm oluşuna
Yaşam diyorduk biz
Felsefe derslerinde
Sorular sorular sorular içinde
Yaşam diyorduk adına
Saydığımız ve sevdiğimiz bir hocamıza veda etmenin
Yaşam diyorduk
Sonbaharın da ilkbaharın da
Artık eskisi gibi olmadığını anladığımızda
Başka türlü anlatamadığımızda
Acımızın derinliğini
Yaşam diyorduk adına
Yasemin Şenyurt
4 Ekim 2015 Pazar
Şah Mat Hakkında Bir Değerlendirme
Sanrılardan büyüklük sanrısı, kötülük görme sanrısı ile tanışmış biri olarak Şah Mat filmini izlemeye başladığımda Akıl Oyunları'na benzer bir başarı öyküsü izleyeceğim düşüncesine kapılmıştım. Ne kadar yanıldığımı film bittiğinde anladım. Bir başarı öyküsü izlemiştim ama içim buruktu film bittiğinde. Filmin başlarında Bobby Fischer'ın satranca olan ilgisini ve ilk yenilgisini izlerken tansiyonun bu kadar artmasını beklemiyordum. Satranç tutkusunun ve olası hamlelerin bir insanın hayatını baştan sona kaplamasının yolculuğuydu film. Dikkat dağınıklığı, konsantrasyon kaybı ve aşırı hassasiyet her insanın yaşayabileceği sorunlardır mutlaka ama şizofreni hastalığına bağlı olduğunda bu sorunlar işimize odaklanmada neden zorlanabileceğimizi anlayabilirsiniz filmi izleyerek. Filmi izleyerek bir insanın sağlığını kaybediş öyküsünü izlediğinizi de düşünebilirsiniz ama ben filmi izlediğimde ve film bittiğinde arkadaşıma insanın sevdiği şeyi yapmasının çok etkileyici ve yaşamını derinden belirleyen ve güzelleştiren şey olduğunu düşündüğümü söyledim. Sanrılar, halüsinasyonlar ve bunların tedavi edilmemesi sonucunda durumun kötüye gidişini de düşünebilir ve bir insanın sağlığından değerli midir başarılı olması diye sorgulama olanağı da bulabilirsiniz. Boby Fischer'ı kendisi yapan satranç tutkusudur ve bence her insan bu hayatta bir tutkuyla bir işe bağlanabilmelidir. Söz konusu olan şizofreni hastalığı olduğunda tedavinin önemi yadsınamaz. Bu film bence çok açıdan tartışılabilecek ve farklı görüşlerle bizi farklı noktalara taşıyabilecek bir filmdir. Yenilgi karşısında hepimiz çocuklaşırız genelde ama kazanmaktan korkmak nasıl olabilir ki diye düşünüyorsanız bence bu filmi izleyin ve Bobby Fischer'ın sağlığını yitirmeden tutkuyla satranç oynayabildiğinde neler olabileceğini düşünün. Tutku mu sağlık mı diye sorarsanız bence her ikisi de ama bu her ikisi seçeneği her zaman mümkün değilse işler karışabiliyor. Dört hamleden sonra milyarlarca olası hamle olması insanı aşırı uçlara götürebilir filmde söylendiği gibi...İyi seyirler.
Yasemin Şenyurt
Bağımsız Yaşam İçin Kişisel Bir Not
Bence bağımsızlık ve yaşam başlı başına değerlidir ama birlikte ele alındığında değeri kat kat artar. Rüyamda ülkemde engelli ve engelsiz insanların birlikte bağımsız yaşam için yürüdüklerini ve en öndekilerin en arkaya geçmekte ya da en arkadakilerin en öne geçmekte sakınca görmediklerini ve tereddüt etmediklerini gördüm. Eşit haklar, içermeci eğitim, kişisel asistanlık nedir diye düşüne düşüne rüyama nokta koydum. Yeni bir rüya için, dönüşmek, dönüştürmek için inatçı umutlarımızla yola koyulalım. Murathan Mungan Yalnız Bir Opera şiirinde şöyle der: "Yapacak ne çok şey vardı ve ne kadar az zaman"
Yasemin Şenyurt
14 Eylül 2015 Pazartesi
Mucizedir
Sevmek bir mucizedir
Bu hayatta
İnsanın başına gelebilecek
Sevmek bir ezeli ebedi gerçektir
Bu hayatı adam edecek
Sevmek bir mucizedir
İnsanı şair eder
Oku ve yaz
Yaz ve oku
Anlamlar bizi bekler
Her an
Sevmek
Aynı anda
Ağlayıp gülme ustalığıdır
Çocuklara hayatın bilgisini sorma inceliğidir
Çocuklardan öğrenmeye çalışma derinliğidir
Sevmek bir mucizedir
İnsanı hayretler içinde bırakır
Şarkılarla dağıtır
Sessizlikle çarpar
En derinden toplar
Şarkıda der ya
Gitmek mi zor kalmak mı
Sevmek bir mucizedir ki
Gitmekten de kalmaktan da anlamaz
Zoru bilmez
Varsa yoksa gönül der
Gönülden anlayanlar
Dünyaya başka bakar
Başka yorumlar
İş değiştirmek olunca
Gönül yüreklenir
Aklı yüreklendirir
Sevmek bir mucizedir ki
İnsanı derinden toplar
Çiçeğe
Yıldıza
Böceğe böler
Sevmek
Öyle bir eylemdir ki
Barışmayı
Anlaşmayı
Özlemeyi
Kızmayı
Kırılmayı
Anlamayı
Üzülmeyi
Sevinmeyi
Bir başına bilememektir
Bir başına yapsan da bazı şeyleri
Bir başına olamamaktır
Aslında
Bir başına olsak da hepimiz bu evrende
Yanımızda duymaktır sevdiğimizin soluğunu
Aslında nasıl ayrı ayrı olduğumuza hayret etmektir
Sevmek
Bu öyle bir hayrettir ki
İnsan felsefesiz edemez
Yasemin Şenyurt
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




