Şehir içindeki otobüs yolculuklarını her gün farklı bir şenlik olarak deneyimlemeye karar vermiştim. Yıl 2026. Aylardan Nisan.
Birinci Gün:
Otobüs durağında bekliyordum. Bir genç seslendi: “Abla 202 numaralı
otobüs ne zaman gelecek?” Bu konuda bilgim yok demek yerine o gence baktım ve
sustum. Egocepte uygulamasına baktım. İçten içe bunun bir rica olup olmadığını
sorguladım. Telefonu yeni almıştım ve uygulamayı yüklememiştim. “Bende uygulama
yok.” dedim.
İkinci Gün:
Otobüs durağının üstündeki çiçeğe daldım. Telefonu çıkarıp yatay,
dikey kadrajla çektim çiçeği. Hayal ettiğim gibi değildi fotoğraflar.
Silmedim...
Üçüncü Gün:
Öksürüyorum. Yine otobüs durağındayım. Biri gelip yanıma oturuyor.
Sigarasını tüttürüyor. Sigara içmişliğim var ama uzun zamandır hiç içmedim.
Alkol, sigara gibi alışkanlıklar birdenbire yaşamımdan çıktı. Ayaklandım.
Durakta ileri geri yürüyorum. O sırada yağmur başlıyor. Bahar gibi bahar.
Dördüncü Gün:
Otobüse bindim. Engelli bir birey olduğum için serbest kartımı
kullandım. Otobüsteki bir kadın yanındaki kadına “Herkes serbest kartını
kullanıyor, hayret...” dedi. Serbest kartın haksız yere insanlara verildiğini
düşünüyor olmalıydı. Tekli koltuğa oturdum. Buradan dışarıyı rahat rahat
gözlemleyebilirdim.
Beşinci Gün:
Şenlik miydi bu deneyimlediğim diye kendime sordum.
Altıncı Gün:
Otobüsün penceresinden bakıyorum. Bir adam yere oturup elindeki ekmek
poşetinin ağzını düğümlüyor. Düğüm düğüm oldum. O ekmekler bir zamanlar
komşumuzdan gelen balık kokusuna kadar götürdü. O günlerde kıt kanaat
geçiniyordum. Bu kokudan yıllar yıllar önce defterime “Ekmek aslanın ağzında.”
yazmıştım.
Yedinci Gün:
Gözlemlediklerim, anılarım ve hayal gücüm birlikte çalışıyorlar. Öykü
yazmak istediğimi kavrıyorum. Bir zamanlar ne çok yazardım... Günlük, şiir,
öykü ve nadir de olsa deneme...Otobüste tek kişilik yerimi bir başkasına verip
ayakta yolculuğa devam ediyorum. Otobüse bindiğimde şoföre “kolay gelsin”
demiştim. Güzel bir gün, insan daha da güzelleştirebilir günü.
Sekizinci Gün:
Otobüste bir durakta inmek
isteyenler düğmeye basmadığı için şoför durmuyor. İnsanlar “Düğmeye bastık,
çalışmıyor.” diyorlar.
Şenlik düşüncesiyle yazmaya başladığım günlüğe o gün son veriyorum.
Dokuzuncu gün bir defter alıyorum ve öykü kitabımın ismi o anda
beliriyor: Şenlikteki Hüzün
İlk cümleyi yazıp bitirmem dört gün sürüyor. Defteri açıyorum ve
cümleyi sesli sesli okuyorum:
Ölümle burun buruna gelip yaşama yeniden başlamışsanız yaşama ve
ölüme dair farklı sorularınız olur.
İkinci cümle ve ardından diğer cümleler su gibi geliyor.
Yıllar sonra yazdığım bu öykümü yıllardır kardeşim gibi gördüğüm
Aylin’e okuyorum.
-
Zamanı gelmişti.
-
Hayır, zamanı hiç gelmeyecekti.
-
Neden?
-
Tesadüflere ve kadere eskisinden daha az inanıyorum.
Karar verdim ve bu kararım doğrultusunda yazıyorum.
-
Belki de haklısın. Her şeyi şansa bağlamamak gerekir. Yeniden
yazdıklarını okumak çok hoşuma gitti.
YYasemin Şenyurt
2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder